- Katılım
- 9 Şub 2011
- Mesajlar
- 6,079
- Tepkime puanı
- 25
- Puan
- 48
- Şehir
- Adana
Türk vergi sistemi ders notları ‘na başlıyorum arkadaşlar. Özellikle Türk vergi sistemi ders notları için ek olarak yardımcı kaynak aldım internette çok övmüşler ve yakın çevremde faydasını görmüş. Ayrıca çıkartacağım Türk vergi sistemi ders notları ‘nda har ünitenin sonunda Türk vergi sistemi soruları’da yayınlayacağım ve ara sınav ve finaller için banko çıkacak sorular da olacak, bu kadar çalışmaya geçemezsek zaten dersi boş verelim
. Lafı fazla uzatmadan Türk vergi sistemi ders notları başlayalım;
Türk Vergi Sistemi Ders Notları
[section label=”Ünite 1″]Ünite 1 Gelir Vergisi
Türk Vergi Sisteminin Tarihçesi
Cumhuriyet öncesinde uygulanan Osmanlı dönemi vergileri, genel olarak şeri vergilerden oluşuyordu. Bunların arasında Müslüman tebaadan alınan zekât, öşür; Müslüman olmayan tebaadan alınan haraç, cizye vergileri vardı. Bu vergiler şu anlamlara gelmekteydi:
Öşür, Müslümanlardan alınan toprak ürünü vergisidir. Elde edilen ürünün onda biri vergi olarak alınırdı.
Haraç, Müslüman olmayanlardan alınan bir vergiydi ve ikiye ayrılıyordu; Harac-ı Mukassem, elde edilen ürünlerden; Haracı-ı Muvazzaf, toprak üzerinden alınırdı.
Cizye, Müslüman olmayan erkeklerden, askerlik görevi karşılığı olarak alınırdı.
Cumhuriyet’in kabulünden sonra, Osmanlı vergi sisteminin yerine çağdaş Batılı devletlerin uyguladıkları sisteme geçiş süreci başlatılmıştır. İlk olarak, zirai ürünlerden alınan vergi olan aşar, 1925 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Bu olay, Cumhuriyet döneminin ilk vergi reformu olarak kabul edilebilir.
Savaş yılları olan 1942 ve 1943’de varlık vergisi ve toprak mahsulleri vergisi gibi olağanüstü vergiler uygulamaya konulmuştur. Uygulanan varlık vergisi, 11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanun ile konulan olağanüstü bir servet vergisidir. Özellikle Müslüman olmayan ticaret erbabının kazançlarını vergilendirmek için uygulamaya konuldu. Ödeme yapmayanlar çalışma kamplarına gönderildi.
1949 yılında Gelir Vergisi Kanunu (GVK) ve Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) kabul edilerek ciddi bir vergi reformu gerçekleştirilmiştir. Harcama vergileri alanındaki reform ise:
Gelir Vergilerinin Kompozisyonu
Dolaysız vergiler gelir ve servet üzerinden, dolaylı vergiler ise harcamalar üzerinden alınan vergilerdir.
Gelirin Özellikleri ve Kapsamı
Gelirin Özellikleri: Gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. Bu tanımdan gelir kavramının özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
Tam / Dar mükellef ayrımının nedeni: Tam mükellef / dar mükellef ayırımı, esas olarak ülkelerin egemenlik haklarından kaynaklanmaktadır. Tam mükelleflerin hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında elde ettikleri gelirler dar mükelleflerin ise sadece Türkiye’de elde ettikleri gelirler vergileme kapsamına alınmıştır. Kimlerin tam mükellef sayılacağı konusunda iki ölçü göz önünde bulundurulmuştur. Bunlardan birincisi ikametgâh, ikincisi ise tabiiyettir.
ikametgah ilkesi gereği tam mükellefiyet: İkametgâh ölçüsüne göre, Türkiye’de yerleşmiş olanlar tam mükellef olarak kabul edilirler. İkametgâh ise bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
Çifte vergilemeyi önleme anlaşmaları: Türkiye’de ve yurt dışında elde edilen kazançların tamamı üzerinden vergi alınmassı, yurt dışı kazançların elde edildiği ülkede de vergilendirilmesi durumunda, çifte vergilendirmeye sebep olmaktadır. Çifte vergilendirmenin olumsuz etkisi ise ya ülkeler arasında imzalanan çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmaları ile ya da tek taraflı olarak ülkelerin kendi vergi mevzuatlarındaki düzenlemelerle giderilmeye çalışılmaktadır. Çifte vergilemeyi önleme anlaşmasının bulunmaması durumunda, sınırlı mahsup yöntemine göre, yabancı ülkede ödenen vergiler beyanname üzerinden hesaplanan vergilerden düşülmektedir.
Gelir Vergisinde Dar Mükellefler
“Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler” dar mükellef olarak gelir vergisine tabi tutulmaktadır. Bu kişiler, Türkiye’de yerleşmiş olmamalarına rağmen gelir elde etmektedirler. “Türkiye’de yerleşmiş olanlar” Türk tabiiyetinde olsun olmasın tam mükelleftir. “Türkiye dışında yerleşmiş olanlar” ise dar mükelleftirler.
Ticari Kazanç Kavramı
“Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır”. Sınai faaliyet kavramı “ham maddeleri, işlenmiş ya da yarı işlenmiş ürünlere dönüştürme” eylemi şeklinde; ticari faaliyet kavramını da “çeşitli hizmet, değer, mal, yiyecek vb. değiş tokuşu, alım satım etkinliği; çeşitli nesneler alıp satılması” şeklinde tanımlanmaktadır. Ticari kazancın kanuna ve ahlaka aykırı faaliyetlerden elde edilmesi bu kazançların ticari kazanç olma özelliğini değiştirmez.
Bilanço Esasında Vergiye Tabi Olan Ticari Kazanç Sahipleri Ve Şekli Yükümlülükleri
Kimler Bilanço Esasına Tabidir? l.sınıf tüccarların kazançları bilanço esasına tabidir.
Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespitinde Esas Alınan Defterler: Kazancın kanuna Bilanço esasına tabi mükellefler yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri tutmak zorundadırlar.
Yevmiye defteri, günlük (alış, satış vs.) işlemlerin tarih sırasıyla ve madde madde yazıldığı defterdir.
Defteri kebir, yevmiye defterine kayıt edilen işlemleri buradan alarak, usulüne göre hesaplara dağıtan ve tasnişi olarak bu hesaplarda toplayan defterdir.
Envanter defteri, bir hesap döneminin başlama tarihinde ve sonunda işletmenin sahip olduğu;
Bilanço, envanterde gösterilen kıymetlerin tasnişi ve karşılıklı olarak özetlenmiş halidir. Bu anlamda bilanço, işletmenin belli bir tarihte çekilmiş fotoğrafı gibidir.
Dönem sonunda hazırlanan bilançoda, işletmenin dönem içi faaliyetlerinin sonuçları da görülür. Bu belge aktif ve pasif olmak üzere iki taraftan oluşmaktadır. Aktif tarafında mevcutlar ile alacaklar (ve varsa zarar); pasif tarafında ise borçlar gösterilir. İşletmenin kayıtlı sermayesi de, denkliği sağlamak amacıyla bilançonun pasif tarafına yazılır. Daha özet bir ifadeyle bilançonun; aktifinde varlıklar, pasifinde ise kaynaklar (sermaye, borçlar) gösterilmektedir.
Aktifte yer alan varlıklar, paraya dönüşme hızlarına (yani nakde dönüşme özelliklerine ve önceliklerine) göre en çok likitten en az likide; pasifte yer alan kaynaklar ise en kısa vadeli yabancı kaynaktan en uzun vadeliye doğru sıralanmaktadır.
Aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark, müteşebbisin öz sermayesini oluşturur. Vergi hukukunda kazancın hesabı ile ilgili olarak öz sermaye kavramı büyük önem taşımaktadır. Öz sermaye bilançonun pasif tarafına yazılır. Bu şekilde aktif ve pasif toplamları denkleşir.
Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti
Bilanço esasında ticari kazancın tespiti, aşağıda (dört ayrı aşamada) izah edilmektedir.
Dönem Öz Sermayesinin Hesaplanması: Bilanço esasında ticari kazanç, “teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır”. Bu farkın olumsuz olması durumunda, kazanç değil zarar söz konusu olmaktadır.
Teşebbüsteki öz sermaye ile kastedilen, bilançodaki aktif toplamı ile borçlar arasındaki farktır.
Öz sermaye hesabı, envanter çıkarılması ile doğrudan bağlantılı bir konudur. Envanter, bir işletmenin belli bir andaki varlıklarıyla borç ve alacaklarını ayrıntılı olarak gösteren bir listedir. Bütün malları kapsar. Envanterde mal stokları, yarı mamuller, hammaddeler, tüm gereçler, alacaklar ve borçlar sayılıp değerlendirilir.
Sermaye (kayıtlı sermaye), işletmeye başlangıçta konulan para veya para ile ifade edilen değerler toplamıdır. Bu bakımdan belli bir tarihteki öz sermaye; sermayeden büyük, ona eşit veya ondan küçük olabilir.
Ticaret hukuku kurallarına göre ve tek düzen hesap planına göre hazırlanan bilançoya ticari bilanço; vergi hukuku kurallarına göre hazırlanan bilançoya ise mali bilanço (vergi bilançosu) ismi verilmektedir. Ticari kârdan mali kâra geçiş işleminin yapıldığı belgeye “Bilanço Esasına Göre Defter Tutan Mükelleflere Ait Ticari Kârdan Mali Kâra Ulaşmak için Yapılan Hesaplamayı Gösteren Belge ” denilmektedir.
işletmeye ilave edilen ve işletmeden çekilen değerlerin dikkate alınması: Dönem içinde işletme sahip(ler)inin işletmeye ilave ettikleri değerler varsa bunlar bulunan miktardan düşülür. Çünkü bu artış, ticari faaliyetten dolayı ortaya çıkan bir artış değildir. Bu işlem vergi matrahını azaltacaktır. Buna karşılık, işletmeden çekilen değerler varsa, bunlar bulunan miktara ilave olunur. Çünkü bu eksilişin bir zarar unsuru olarak görülmesi mümkün değildir. Bu işlem vergi matrahını artıracaktır.
Giderlerin Düşülmesi: GVK’nın 40. maddesi, vergi matrahından indirilebilecek giderleri düzenlemektedir. Bu giderler, aşağıda özet halinde açıklanmaktadır:
Amortisman yöntemi olarak; normal amortisman, azalan bakiyeler usulü ile amortisman ve fevkalade amortisman usulleri öngörülmüştür.
Normal amortisman yönteminde mükellefler amortismana tabi iktisadi kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilan edeceği oranlar üzerinden itfa ederler.
Amortisman ayırma konusunda getirilen ikinci yöntem, azalan bakiyeler usulüdür. Seçimlik bir yöntem olan bu usulden, sadece bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin yararlanmasına izin verilmiştir (VUK mük. m. 315). Bu yönteme göre uygulanacak amortisman oranı, %50’yi geçmemek üzere normal amortisman oranının iki katıdır.
Fevkalade amortisman uygulaması ise bazı özel durumlarda Maliye Bakanlığının izni ile mümkün olabilmektedir (VUK. m. 317). Örneğin; yangına, sel felaketine maruz kalmış gayrimenkuller veya bir trafik kazasında hurda haline gelmiş işletmeye ait motorlu araçlar için bu izin verilebilmektedir.
Değerleme ve Diğer Benzeri Hükümlerin
Uygulanması: Değerleme kavramı, VUK’un 258. maddesinde, “vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir” şeklinde tanımlanmıştır.
Değerleme müessesesi yanında, vergi matrahını etkileyebilecek başka bazı düzenlemeler daha bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak; yenileme fonu (VUK m. 328), karşılıklar (m. 288, 323), reeskont (m. 281), vazgeçilen alacaklar (VUK m. 324), değersiz alacaklar (VUK m. 322) gibi uygulamaları verebiliriz.
Karşılıklar, oluşmuş veya olması beklenen fakat miktarı kesin olarak kestirilemeyen ve işletme için bir borç mahiyetini arzeden belli bazı zararları karşılamak maksadıyla hesaben ayrılan meblağlardır (VUK 288).
Reeskont uygulaması, alacakların henüz tahsil edilmeden vergiye tabi tutulması gerçeği karşısında bu etkiyi hafifletmeyi amaçlayan bir uygulamadır.
Türk Vergi Sistemi Ders Notları
[section label=”Ünite 1″]Ünite 1 Gelir Vergisi
Türk Vergi Sisteminin Tarihçesi
Cumhuriyet öncesinde uygulanan Osmanlı dönemi vergileri, genel olarak şeri vergilerden oluşuyordu. Bunların arasında Müslüman tebaadan alınan zekât, öşür; Müslüman olmayan tebaadan alınan haraç, cizye vergileri vardı. Bu vergiler şu anlamlara gelmekteydi:
Öşür, Müslümanlardan alınan toprak ürünü vergisidir. Elde edilen ürünün onda biri vergi olarak alınırdı.
Haraç, Müslüman olmayanlardan alınan bir vergiydi ve ikiye ayrılıyordu; Harac-ı Mukassem, elde edilen ürünlerden; Haracı-ı Muvazzaf, toprak üzerinden alınırdı.
Cizye, Müslüman olmayan erkeklerden, askerlik görevi karşılığı olarak alınırdı.
Cumhuriyet’in kabulünden sonra, Osmanlı vergi sisteminin yerine çağdaş Batılı devletlerin uyguladıkları sisteme geçiş süreci başlatılmıştır. İlk olarak, zirai ürünlerden alınan vergi olan aşar, 1925 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Bu olay, Cumhuriyet döneminin ilk vergi reformu olarak kabul edilebilir.
Savaş yılları olan 1942 ve 1943’de varlık vergisi ve toprak mahsulleri vergisi gibi olağanüstü vergiler uygulamaya konulmuştur. Uygulanan varlık vergisi, 11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanun ile konulan olağanüstü bir servet vergisidir. Özellikle Müslüman olmayan ticaret erbabının kazançlarını vergilendirmek için uygulamaya konuldu. Ödeme yapmayanlar çalışma kamplarına gönderildi.
1949 yılında Gelir Vergisi Kanunu (GVK) ve Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) kabul edilerek ciddi bir vergi reformu gerçekleştirilmiştir. Harcama vergileri alanındaki reform ise:
- 1984 yılında Katma Değer Vergisi Kanunu’nun (KDVK)
- 2002 yılında da Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun (ÖTVK)
Gelir Vergilerinin Kompozisyonu
Dolaysız vergiler gelir ve servet üzerinden, dolaylı vergiler ise harcamalar üzerinden alınan vergilerdir.
Gelirin Özellikleri ve Kapsamı
Gelirin Özellikleri: Gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. Bu tanımdan gelir kavramının özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
- Gelir “gerçek kişi” tarafından elde edilmelidir. Kural olarak, tüzel kişilerin elde ettikleri gelirler, başka bir verginin (kurumlar vergisinin) konusunu oluşturur.
- Gelir “bir takvim yılı içinde” elde edilmiş olmalıdır. Her takvim yılı bir vergileme dönemi oluşturmaktadır.
- Gelir “elde edilmiş” olmalıdır. Elde edilmiş olma, bazı durumlarda paranın elde edene ödenmesi anlamına gelmektedir (tahsil ilkesi). Tahsil ilkesi, gelirin hukuken ve fiilen elde edenin kullanımına geçmesi anlamına gelir.Elde etme bazı durumlarda ise, gelirin hukuken elde edenin tasarrufuna geçmiş olması anlamına gelmektedir (tahakkuk ilkesi). Tahakkuk ilkesinde ise, gelirin hukuken elde edenin tasarrufuna geçmesi yeterli görülmüştür.
- Gelir “kazanç ve iratlar”dan oluşur. Kazanç; bedensel, zihinsel çalışma ile veya (ve) sermaye konularak elde edilen gelirdir. irat ise sermayenin başkasına kullandırılması neticesinde sağlanır.
- GVK’nin vergilendirilmesini öngördüğü gelir, kazanç ve iratların “safi tutarı”dır. Safi tutar, kazanç ve iratların elde edilmesi için yapılan masraflar, yıpranma payları (amortismanlar) ve zararlar düşüldükten sonra kalan kısımdır.
- Son olarak vergi, gelirin “gerçek tutar”ı üzerinden alınacaktır.
- Ticari Kazançlar,
- Zirai Kazançlar,
- Ücretler,
- Serbest meslek kazançları,
- Gayrimenkul sermaye iratları,
- Menkul sermaye iratları,
- Diğer kazanç ve iratlar.
Tam / Dar mükellef ayrımının nedeni: Tam mükellef / dar mükellef ayırımı, esas olarak ülkelerin egemenlik haklarından kaynaklanmaktadır. Tam mükelleflerin hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında elde ettikleri gelirler dar mükelleflerin ise sadece Türkiye’de elde ettikleri gelirler vergileme kapsamına alınmıştır. Kimlerin tam mükellef sayılacağı konusunda iki ölçü göz önünde bulundurulmuştur. Bunlardan birincisi ikametgâh, ikincisi ise tabiiyettir.
ikametgah ilkesi gereği tam mükellefiyet: İkametgâh ölçüsüne göre, Türkiye’de yerleşmiş olanlar tam mükellef olarak kabul edilirler. İkametgâh ise bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.
Çifte vergilemeyi önleme anlaşmaları: Türkiye’de ve yurt dışında elde edilen kazançların tamamı üzerinden vergi alınmassı, yurt dışı kazançların elde edildiği ülkede de vergilendirilmesi durumunda, çifte vergilendirmeye sebep olmaktadır. Çifte vergilendirmenin olumsuz etkisi ise ya ülkeler arasında imzalanan çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmaları ile ya da tek taraflı olarak ülkelerin kendi vergi mevzuatlarındaki düzenlemelerle giderilmeye çalışılmaktadır. Çifte vergilemeyi önleme anlaşmasının bulunmaması durumunda, sınırlı mahsup yöntemine göre, yabancı ülkede ödenen vergiler beyanname üzerinden hesaplanan vergilerden düşülmektedir.
Gelir Vergisinde Dar Mükellefler
“Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler” dar mükellef olarak gelir vergisine tabi tutulmaktadır. Bu kişiler, Türkiye’de yerleşmiş olmamalarına rağmen gelir elde etmektedirler. “Türkiye’de yerleşmiş olanlar” Türk tabiiyetinde olsun olmasın tam mükelleftir. “Türkiye dışında yerleşmiş olanlar” ise dar mükelleftirler.
Ticari Kazanç Kavramı
“Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır”. Sınai faaliyet kavramı “ham maddeleri, işlenmiş ya da yarı işlenmiş ürünlere dönüştürme” eylemi şeklinde; ticari faaliyet kavramını da “çeşitli hizmet, değer, mal, yiyecek vb. değiş tokuşu, alım satım etkinliği; çeşitli nesneler alıp satılması” şeklinde tanımlanmaktadır. Ticari kazancın kanuna ve ahlaka aykırı faaliyetlerden elde edilmesi bu kazançların ticari kazanç olma özelliğini değiştirmez.
Bilanço Esasında Vergiye Tabi Olan Ticari Kazanç Sahipleri Ve Şekli Yükümlülükleri
Kimler Bilanço Esasına Tabidir? l.sınıf tüccarların kazançları bilanço esasına tabidir.
Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespitinde Esas Alınan Defterler: Kazancın kanuna Bilanço esasına tabi mükellefler yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri tutmak zorundadırlar.
Yevmiye defteri, günlük (alış, satış vs.) işlemlerin tarih sırasıyla ve madde madde yazıldığı defterdir.
Defteri kebir, yevmiye defterine kayıt edilen işlemleri buradan alarak, usulüne göre hesaplara dağıtan ve tasnişi olarak bu hesaplarda toplayan defterdir.
Envanter defteri, bir hesap döneminin başlama tarihinde ve sonunda işletmenin sahip olduğu;
- Mal ve eşyanın,
- Alacakların ve
- Borçların
Bilanço, envanterde gösterilen kıymetlerin tasnişi ve karşılıklı olarak özetlenmiş halidir. Bu anlamda bilanço, işletmenin belli bir tarihte çekilmiş fotoğrafı gibidir.
Dönem sonunda hazırlanan bilançoda, işletmenin dönem içi faaliyetlerinin sonuçları da görülür. Bu belge aktif ve pasif olmak üzere iki taraftan oluşmaktadır. Aktif tarafında mevcutlar ile alacaklar (ve varsa zarar); pasif tarafında ise borçlar gösterilir. İşletmenin kayıtlı sermayesi de, denkliği sağlamak amacıyla bilançonun pasif tarafına yazılır. Daha özet bir ifadeyle bilançonun; aktifinde varlıklar, pasifinde ise kaynaklar (sermaye, borçlar) gösterilmektedir.
Aktifte yer alan varlıklar, paraya dönüşme hızlarına (yani nakde dönüşme özelliklerine ve önceliklerine) göre en çok likitten en az likide; pasifte yer alan kaynaklar ise en kısa vadeli yabancı kaynaktan en uzun vadeliye doğru sıralanmaktadır.
Aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark, müteşebbisin öz sermayesini oluşturur. Vergi hukukunda kazancın hesabı ile ilgili olarak öz sermaye kavramı büyük önem taşımaktadır. Öz sermaye bilançonun pasif tarafına yazılır. Bu şekilde aktif ve pasif toplamları denkleşir.
Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti
Bilanço esasında ticari kazancın tespiti, aşağıda (dört ayrı aşamada) izah edilmektedir.
Dönem Öz Sermayesinin Hesaplanması: Bilanço esasında ticari kazanç, “teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır”. Bu farkın olumsuz olması durumunda, kazanç değil zarar söz konusu olmaktadır.
Teşebbüsteki öz sermaye ile kastedilen, bilançodaki aktif toplamı ile borçlar arasındaki farktır.
Öz sermaye = Aktif toplamı – BorçlarAşağıdaki formülü kesinlikle ezberleyin arkadaşlar sınavlarda 1 adet kesin soruyorlar. Ayrıca şaşırtmak için 3 adet sayı veriyorlar birtanesi hiç alakası olmuyor o yüzden kesin ezberleyin.
Öz sermaye hesabı, envanter çıkarılması ile doğrudan bağlantılı bir konudur. Envanter, bir işletmenin belli bir andaki varlıklarıyla borç ve alacaklarını ayrıntılı olarak gösteren bir listedir. Bütün malları kapsar. Envanterde mal stokları, yarı mamuller, hammaddeler, tüm gereçler, alacaklar ve borçlar sayılıp değerlendirilir.
Sermaye (kayıtlı sermaye), işletmeye başlangıçta konulan para veya para ile ifade edilen değerler toplamıdır. Bu bakımdan belli bir tarihteki öz sermaye; sermayeden büyük, ona eşit veya ondan küçük olabilir.
Ticaret hukuku kurallarına göre ve tek düzen hesap planına göre hazırlanan bilançoya ticari bilanço; vergi hukuku kurallarına göre hazırlanan bilançoya ise mali bilanço (vergi bilançosu) ismi verilmektedir. Ticari kârdan mali kâra geçiş işleminin yapıldığı belgeye “Bilanço Esasına Göre Defter Tutan Mükelleflere Ait Ticari Kârdan Mali Kâra Ulaşmak için Yapılan Hesaplamayı Gösteren Belge ” denilmektedir.
işletmeye ilave edilen ve işletmeden çekilen değerlerin dikkate alınması: Dönem içinde işletme sahip(ler)inin işletmeye ilave ettikleri değerler varsa bunlar bulunan miktardan düşülür. Çünkü bu artış, ticari faaliyetten dolayı ortaya çıkan bir artış değildir. Bu işlem vergi matrahını azaltacaktır. Buna karşılık, işletmeden çekilen değerler varsa, bunlar bulunan miktara ilave olunur. Çünkü bu eksilişin bir zarar unsuru olarak görülmesi mümkün değildir. Bu işlem vergi matrahını artıracaktır.
Giderlerin Düşülmesi: GVK’nın 40. maddesi, vergi matrahından indirilebilecek giderleri düzenlemektedir. Bu giderler, aşağıda özet halinde açıklanmaktadır:
- Ticari kazancın elde edilmesi için yapılan genel giderler;işle ilgili aydınlatma, ısıtma, haberleşme, reklâm, kira vb.
- Personel giderleri; maaş, ssk, ilaç tedavisi vb.
- İş yerinde veya iş yerinin eklentilerinde işçilerin barınması ve beslenmesi için yapılan giderler.
- İşle ilgili yapılan işin önemi ve genişliğine uygun seyahat ve konaklama giderleri.
- İşle ilgili olmak şartıyla; sözleşme, mahkeme kararı veya kanun hükmü gereği ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar.
- İşletmede kullanılan taşıtların giderleri
- İşletme ile ilgili ödenen bazı vergi, resim ve harçlar.
- İşverenlerin, işveren sendikalarına ödediği aidatlar.
- Özel kişiler veya şirketlerin hesabına tahsilde bulunan öğrenciye yeme, içme, yatma ve tahsil gideri olarak ödenen paralar.
- Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedeli
- İşletme sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar veya aynen aldıkları diğer değerler.
- Teşebbüs sahibinin kendisine, eşine, küçük çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler, ikramiyeler, komisyonlar vb.
- Teşebbüs sahibinin işletmeye koyduğu sermaye için yürütülecek faizler.
- Teşebbüs sahibinin, eşinin ve küçük çocuklarının işletmeden olan alacakları için yürütülecek faizler.
- İlişkili kişilere emsal fiyatın dışında mal ve hizmet satışı sonucunda işletme aleyhine oluşan farklar.
- Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatlar.
- Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanları
Amortisman yöntemi olarak; normal amortisman, azalan bakiyeler usulü ile amortisman ve fevkalade amortisman usulleri öngörülmüştür.
Normal amortisman yönteminde mükellefler amortismana tabi iktisadi kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilan edeceği oranlar üzerinden itfa ederler.
Amortisman ayırma konusunda getirilen ikinci yöntem, azalan bakiyeler usulüdür. Seçimlik bir yöntem olan bu usulden, sadece bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin yararlanmasına izin verilmiştir (VUK mük. m. 315). Bu yönteme göre uygulanacak amortisman oranı, %50’yi geçmemek üzere normal amortisman oranının iki katıdır.
Fevkalade amortisman uygulaması ise bazı özel durumlarda Maliye Bakanlığının izni ile mümkün olabilmektedir (VUK. m. 317). Örneğin; yangına, sel felaketine maruz kalmış gayrimenkuller veya bir trafik kazasında hurda haline gelmiş işletmeye ait motorlu araçlar için bu izin verilebilmektedir.
Değerleme ve Diğer Benzeri Hükümlerin
Uygulanması: Değerleme kavramı, VUK’un 258. maddesinde, “vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir” şeklinde tanımlanmıştır.
Değerleme müessesesi yanında, vergi matrahını etkileyebilecek başka bazı düzenlemeler daha bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak; yenileme fonu (VUK m. 328), karşılıklar (m. 288, 323), reeskont (m. 281), vazgeçilen alacaklar (VUK m. 324), değersiz alacaklar (VUK m. 322) gibi uygulamaları verebiliriz.
Karşılıklar, oluşmuş veya olması beklenen fakat miktarı kesin olarak kestirilemeyen ve işletme için bir borç mahiyetini arzeden belli bazı zararları karşılamak maksadıyla hesaben ayrılan meblağlardır (VUK 288).
Reeskont uygulaması, alacakların henüz tahsil edilmeden vergiye tabi tutulması gerçeği karşısında bu etkiyi hafifletmeyi amaçlayan bir uygulamadır.