Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Bırakır mı İnsan Bilerek Sevdiğini
Batırır mı Gül İsteyerek Dikenini
Kaybeder mi Sevgili Nedensiz Sevgisini
Bende Kaybetmem Sana olan NEFRETİMİ
Her Susuşunda batırdın hanceri Kalbime
Arkandan Ağlayarak Bakardım Her Gidişine
Yakışıyor muydu bakmak Senin gibi Birisine
Ah Sevgilim Lanet olsun YALAN SEVGİNE
Sanırdım Ayrılık Hiç vurmayacak Beni
Bırakıp da Gidecek Bir gün o İnsafsız seni
Yakıp Kavuracak Seni o sevdalının Ateşini
Sonra Seni bitirecek Benim gibi Onunda NEFRETİ
Gitmek en kolayıdır her zaman
kalıp da acı çekmek ağır gelir insanlara...
geride bırakma zevk verir...
göze almamak hiç birşeyi en kolayıdır her zaman....
gecelerden yol alıp da çıkıldı mı sabahlara
bir önceki günden bir tek yorgunluk kalır yürekte!
ağırlık bitkinlik...
çaresizlik esir alir kalanları...
yeminler sözler terkeder olay yerini hemen...
tek iz kalmamalıdır giden tarafından...
işlenen cinayettir aslında ama
kaza süsü verilir çok zaman .....
giden de sağolsun kalan da diye geçer akıllardan
ama ne giden sağdır artık ne de kalan
büyük bir aşktır geride bırakılan
o da en gerilere düşmüştür ilk sıradan...
kocaman yüreklere sığdırılamayan bir aşk!
böylece apansız bitmiştir işte...
ne gidenden eser vardır artık ne de kalandan
günahlar serilir ortaya
tozları alınır teker teker
tüm anılar çöpe atılır...
bazıları eskiciye verilir...
bir mandal kadar bile etmez eskici için
başbaşa gidilen o yerler...
zamanlar öldürülür daha fazla acı çekmesinler diye...
uzaklara dalınır...
gözler dolar...
ne de olsa adettendir...
gidenin arkasından ağlanır
Adım aşk der gibi bakıyorsun soyadın ne? Hangi zamanda edilen bir duaya karşılık geldin? Artık şarkılardan fal tutmuyordum ve kimse için söylenecek bestem kalmamıştı o yüzden mi buradasın?
Aşkın kendisiymişsin gibi yürüyorsun yollarda tafran da bundan olmalı. İnandırabilecek misin kalbimi? Sevda dediğin vurgunları önceden çok yedim ben şimdi derin sularda yüzmüyorum bir okyanusun ortasında huzurla maviliği izlemek gibi hayallerim de kalmadı. Kandırabilecek misin?
Duvara nasıl çarpıldığını bilirim ayak sesi dinlemenin hazin yalnızlığına da batıp çıkmışlığım vardır. Senden önce geçtiğim bir ömürden kalma anılarım var aklımda birazı karanlık ve acı silebilecek misin? Beynimin derinliğinde sesler yüzler fotoğraflar kalabalık ve karmakarışık eline bir fırça alıp beyaza boyayabilecek misin?
Şimdi olduğumdan farklı biri yapmaya çalışmadan sevebilecek misin? Bu halime gelmek için çok bedeller ödedim. Bir çamur parçasıydım şekillendim önce sonra cehennemlerde yandım alev alev şeklim bozulmasın diye. Sonra boyandım gri de bir renk değil midir? Lafta kolay gelir de yaşaması ağırdı. Gördüğünden başka bir ben var içimde onu bulup çıkarabilecek misin?
Dilimin suskunluğuyla aslında ne ağır konuştuğumu duyabilecek misin?
Cümlelerim içinden ışık hızıyla geçecek mi yoksa gerçekten dinleyecek misin? Bağırırsam herkes duyar elbette önemli olan sessizliğime bakıp ne dediğimi anlayabilecek misin? Sıradanlaşmayı ben de bilirim hatta kolay bile olurdu tırnak içinde veya büyük harflerle anlatmak derdimi ama ruhum yaşlıdır benim görüntüme bakma. Biriktirdiğim yıllara neler sığdırmışım sayabilecek misin?
Kafam bozulsa bir gün basıp gitsem uzaklara kimseye haber vermeden gizlice; peşime düşüp gelebilecek misin? Aşk uğruna yollara düşmek ne demek en iyi ben bilirim. Öyle büyük bir yürek lazımdır ki gidenin ardından aynı hayale koşabilmek için. Kendinden düzeninden alışkanlıklarından vazgeçip bir sevda uğruna kalkıp gidebilecek misin?
Biraz zor gelmiş olmalı isteklerim. Tok misafir ağırlamak gibidir benim aşkım bütün bunları göze alabilecek misin? Biraz pazarlık edelim istersen. Sen inandır ve kandır beni kimsenin sevemeyeceği kadar büyük bir kalp vereyim karşılığında. Başkalarından sakladığım temiz kalmış yanımı sana emanet edeyim. Beyaza boyayabilirsen hafızamı ben de gençliğimi sonsuz güveni sadakati neşeyi ve mutluluğu vereyim sana. İçinde hiç siyah barındırmayan bir kadın teslim edeyim. Öyle ya hafızası olmazsa insanın kötülüğü bilir mi? Sen değiştirmeden sevmeyi becer ben fark etmeden sana dönüşürüm zaten. Cümlelerimin altını doldur sen ben de en güzel aşk şiirlerini yazayım adına ve bir sözüne canımı vereyim. Sen düş peşime gel tutkuna hayran kalıp ömrün boyunca yaşayamayacağın bir hayatı ayaklarının altına sereyim.
Adım aşk demiştin galiba peki soyadın ne? Ayrılık mı?....
Umudumun kurduğu kapalı son sahne.
Duygularımın alabora olup battığı son tekne.
Hayellerimin kurbanı üzgünüm bunca emeğe.
Bakışlarımın yorgunu boynum eğik hale gitmene.
Senden geriye kalan şimdi bulamıyorum sakladım seni içime.
Seni koydum biliyormusun mezeme içkime.
Seni sordum içimdeki dalgaların kopup geldiği denize.
Sadece seni yazdım biliyormusun şiirime.
Sadece seni sevdim bülbülüm ölmeden bitmez bu çile.
Senden geriye kalan ceza verdim bir de sözüm geçmedi gönlüme.
İnadım sana çıldırmış dinmez çıkmış senle ayyuka.
İnadım sana yemin etmiş seni asar boynuna.
İnadım sadece sana yalvarır tazelenir ardı ardına.
İnadım inat yalnızca seni alır satar tek başına.
Senden geriye kalan kurbana iyi bakacağım inadım uğruna.
Bazen benzetiyorum düşen son damla yağmura.
Bazen yaşatıyorum ölüm hiç gelmiyor aklıma.
Bazen korkuyorum dayanamıyorum yokluğuna.
Bazen cevap bulamıyorum kendi sorularıma.
Senden geriye kalan ölmeden unutulmuyor işte o acı hatıra.
Çırpınma bile çırpınamıyorum faydası yok ittiğin boşluğa.
Sağ yanım iyi dokunma bile dokunamıyorum çok acıyor sol yanıma.
Ahım yok ağıtım yok gözlerim ufka ayaklarım gider uçuruma.
Öyle büyüdün ki seni bile tüm yollar çıkarır İstanbula.
Senden geriye kalan beni parçalara ayıran o tuhaf fırtına.
Öylece duruyorsun bakma bile bakamıyorum boş avucuma.
Gittiğin doğrudur birde alıştırabilsem kendimi yokluğuna.
Gittiğin gün bitmedin biliyormusun işlemişin bildiğim ruhuma.
Zaman bile çare olamaz şimdi seni unutmama.
Senden geriye kalan teslim oldum işte hıçkırığa.
Aşk ikidir sevgi bir;
Aşk yalansevgi gerçektir.
Aşk sudursevgi susuzluk.
Bu yüzden sevgi hasrettir
Özlemektirbeklemektir.
Asıl maharet:
Susuzken suyu içmek değil
Karşısına geçip seyretmektir.
Aşk haykırmaktırsevgi ağlamak;
Aşk açmaktırsevgi katlamak.
Sevgi saklamaktır
Yüreğinigözlerini
Ve de ellerini saklamak
Bahar geldiğinde…
Bir çiçeğeyeşileçimene
Aşık olamazsın ama seversin.
Arkadaşına aşık olamazsın
Ama seversin.
Toprağa fidanı aşkla değil
Sevgiyle dikersin.
Sevgi için ölünüraşk öldürür.
Aşk kıskançtırnankördür
Sevgiyi öldürür.
Aşk Kabil’dirsevgi Habil.
Aşkla sevgi aslında kardeştir
Babaları insandırAdem’dir
Aşk için şiirler yazarsın
Şarkılar yaparsın;
Sevgiyi anlatamazsın.
Çünkü yüreğine sığdıramazsın.
Kalbini aşka kapatabilirsin
Ama sevgiye kapatamazsın
Sevgi gizliaşk aşikardır.
Yüz vermeyince unutursun
Sen aşığım diye daha kendini kandır.
Dedim ya sevgi gerçekaşk yalandır.
Dahası da var:
Aşkın gözü kördür
Fazla naz aşık usandırır;
Aşk oyunaşık oyuncaktır.
Sevgi ise yaşamdırhakikattir.
Aşk aceledir
Sevgi usul usul sabırlıdır.
Acele işe hem şeytan karışır.
Aşk ateşlidir
Çünkü hastalıklıdır.
Sevgi ılıktır
Çünkü sağlıklıdır.
Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir
Aşka ve sevgiye dair..
aşkımız yasak umutlar uzak yollar tuzak
yaşamak artık gereksizdir biz kavuşmazsak
ellerim sana gözlerim sana yüreğim sana
beni ben ne yapan ne varsa sana tutsak
gel ecelim ol ölümüm ol sonum ol
seni yapayalnız savunmasız bekliyorum
seni sabahın köründe gecenin yarısında
uykunun arasında günün tam ortasında
olduğun ve olmadığın her yerde bekliyorum
üşümüş bir çocuk gibi yüreğim
gel yorganım ol saranım ol örtüm ol
seni kimsesizce sessizce bekliyorum
hiç gelmesen de gelemesen de
beni sevmesen de istemesen de
bekliyorum seni ve hep bekleyeceğim
susamışım atlar gibi acıkmışım kurtlar gibi
gel suyum ol aşım ol arkadaşım ol
seni dörtgözle özlemle bekliyorum
çağırmamı bekleme çağırmadan gel
sağa sola görünmeden inceden inceden
pazartesi gel salı gel çarşamba gel
perşembe gel cuma gel cumartesi gel
gelebilirsen pazar günü de gel
seni her gün her gece bekliyorum.
Elleri siyahtı bu gidişin
Bitişlere yeni açılıyordu parantezler
En son söylediğim türküde kalmıştı gençliğim
Ruhum limansız bir rıhtımda inzivaya geçilir
Ve İstanbul olan yârim söyle hangi bahardan geçiyordu ayakların?
Avuçlarımda ıslanırken koca gece yıldızları gömüyordum gözlerine
Dudağının kıyısındaki elveda var ya hala içimde bir kıymık gibi
Ne zaman konuşmaya başlasan ilkin sesin batardı içime.
Ve İstanbul olan yârim hatırlıyorum seni
Hatırlıyorum beni nasıl yüzüstü bırakıp arka kapımdan kaçtığını
Sesi üstüme yakışan yârim
Susuyorum renklerim dökülüyor köşe bucağa
Bir ağrı kesicinin kesik bıraktığı acı kanıyordu hala içimde
Bilerek kesiyorum içimdeki ağrının fitilini
Uyuşturmaya çalışsam da geçmişi
An’lık dindirebiliyorum her acıyı
İzi kanlı bir tokat gibi çarpar geçmişin
Hatırlıyorum!
Arka fona itilen yalnızlığımda kalmıştı düşlerim
Yıkık bir kent kılığına girerdi suretim
Sırf senim diye basit bir ölümü seçiyordum
Ve senin için zorda bırakıyordum her aralığı
Ses tellerime abanıyor bir karga
Ve leşi ceketime bulaşıyor
Bir şarkı tınısının altına eziliyor yokluğun
Karganın leşi yıllandıkça tenimde hep aynı karede
Ağlamaya terk edildim.
Takatim en son ne zaman dönmüştü sabrımdan?
Bilmezsin ama
Ben her sabah İstanbul diye ölürüm
Ve akşam karanlığında okunur sela’m
Sahipsiz düşer saçlarım anlıma
Toka diye takarım hüznü saçlarıma
Makasın küskün ağzıyla darbeler bırakıyorum kırık yanlarıma
İnadına katil dedirtiyorum adıma.
Dikiş tutmayan dilime dişlerimi geçiriyorum
Sessizliğe düşüyor her şey
Bir susta ben diye veririm namıma
İstanbul gibi ölürüm yar
Görmezsin!
Kız kulesinin anlattığı yalanla ağlarım
Duymazsın!
Bir martının kör oluşundan daha acıydı
/Kara/deniz’in omuzlarımda kâğıt gemiler yüzdürmesi.
Sesi bozgun yemiş bir annenin saflığına nasıl kanarsa bir çocuk
Öyle inandırmıştım İstanbul oluşuna
Susarak öldürüyorum içimdeki narin yüzlü körpe kızı
Ucu yanık bir sayfada düpedüz ihanet ediyorum kentime
Yedi tepeden bir uçurum beğendiriyorum kendime
En kolay intiharı seçiyorum bizim için
İstanbul gibi ölüyorum yar
Tut beni!
Ellerinle sıkboğazımı
Kanıma karış
Aklımın odalarında düşüncemi yerle bir et!
Yüzüme belirsiz sayılarda kulaçlar at
Nefesimden sız içime.
Hatırlıyorum!
Kapımda sabırsızca kişniyordu ölüm
Aşk ilticamdı benim
Aşk suikastlarımda bırakılan geçitlerdeydi
Ve İstanbul gibi eminim ki
Aşk ağzımda bozulan en büyük yemindi.
Ne zaman yağmur yağsa üstüme…
Kaldırım kenarında biriken su
Buhar olup uçuyordu pervazlarıma.
İstanbul hadi uyu dizlerimde
Dindir içindeki hoyrat denizi
Mesela kız kulesi bir yaşama hakkı daha ver.
Yüzüm öksürür ellerine
Kanı çekilir bir gecenin
Ve ben yar İstanbul gibi ölmesini de bilirim
Kan kusar tanıdık bir yara
Ah yar giyotin keskinliğinde öldür beni
Tuz bas ellerime
Ben İstanbul sessizliğinde ölürüm yar
Sen düş/me peşime
Hep demez miydin?
"-bir gün ölürsen İstanbul ağırlığında öl" diye
İşte yar İstanbul gibi cesaretiyle ölüyorum.
Düş/me sesime...
ağladım sabah gelirken işe gelirken
bir şarkı dinledim
bizi düşündüm...
sana kahvaltı hazırladığımı düşündüm
masada sadece kızarmış ekmek ve bal vardı
zengin sofraların alınmayan tadıydı sevgimiz
çay demlediğimi düşündüm sana
dibi az kireç tutmuş çaydanlığa baktım
kaç gecenin izi vardı onda
suyla durulanan sabahlar dokundu tenime
o şarkıyı mırıldandım sana
güneşte demledim çayını
yüreğimden süzdüm
koydum ince belliye
bir şeker attım içine
diğerini koydum yanına
kıtlama içmek var serde
yaşamın tadını usul usul almak gerek dedim kendi kendime
saçlarıma dokundum birden
ruhumun kozasıydı saçlarım
savrulmuş bir hayatın girzgahıydı aklar
saydıydık seninle bir bir onları
gökyüzünden yıldız tutar gibi
"kadın oluyorsun" demiştin bana
sarılmıştın usulca
içim tiredi birden
sanki yüreğim iki değirmen taşı arasında kalmış buğday tanesi
seninle sensizliği hissedince
elimden kayıp gitti ekmek
nimeti yere düşürdüm derken
çıplak ayaklarım karşıladı beni
annemin sesi çınladı kulaklarımda o anda
"bozkırın kızı! ayağına kenger batmayasıca hasta olacaksın.."
hüzünlü bir gülümseme kapladı yüzümü
annemi özledim
sarmak istedim ayaklarımı birden
yalın ayak gezen ruhumdu aslında
onu örtmek istemedim
döndüm o an gülüsedim sana
yataktan bana bakıyordun
yüreğin vurmuştu yüzüne
düş'tüm yüreğine
aynaya bakarcasına
ömrümün tüm sabahlarını böyle yaşayacağımı düşünürken...
başka bir sabaha uyandığımı fark ettim
kelimelerle gözyaşı çizilir mi?
ben çizdim hece hece
seni bıraktım satırlara kendimi yine yola vururken
anılardan merdiven yaptım..
okuyanlar takılsın istedim bir bir..
durdukları her noktada bir sevda bıraksınlar
anımsamak duadır
tıpkı eksik kalanları tamamlamak için yazılan bu yazı gibi
herkes kendi duasında seslenir
tıpkı kendi dilinde sevdiği gibi
Tıpkı bu şarkıyla benim seni bi daha sevdiğim gibi....
"Gittin kanadı kırık kuştum
Sustum sözlerine küstüm
Hani kırılırsın siyaha
Nöbet nöbet geceler boyunca
Dün güne dize gelince
Yürek acılara doyunca
O tez dönüşün geç olunca
Kendime tahammülü öğrendim
Kördüm bilendim
Seni unutmayı öğrendim
Sen yoktun ben yalnız kalmayı öğrendim
Acıya duvar gibi durmayı öğrendim
Kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi
Köksüz bağsız durmayı öğrendim
Vazgeçtiysen hep sağanak yağışlarımdan
Vazgeçtiysen bitmek bilmez kışlarımdan
Korkma kimseye ödenecek borcum yok
Yoksaymayı ben senden öğrendim.."
Tek kişilik kalabalıktır aşk.
Aşk tek kişiliktir; ikinci kişiye bilet yoktur.
Kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi kendinin mayası;
herkes kendi sevgisini sever...
aşk nedir İncil’e göre? nedir Tevrat’a Zebur’a Kur’ân’a göre?
Bu kitaplardaki aşklar neyin rengine göre?
insandır insan aslolan: insana göre!
bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde
gitmek bir yalnızlıktır.